dönüşmek

insanlar birçok kültürde ergenliği -ki bu bence ermeyi, potansiyeline ulaşma sürecini ifade ediyor- kitaplardan, okuldan, hocalardan, internetten, medyadan öğrenmiyorlardı. değişim içte hissediliyor, kabilede kabul görüyor ve değişim süreci sonunda dışarı çıkması gereken şey için bir destek sisteminden yararlanılıyordu. insanın ne olduğu, olmakta olduğu ve olacağı, doğumdan ölüme sunacakları, hediyeleri ve ruhunun yolu o süreçte kutlanıyor ve kutsanıyordu. kimi yerde gençler ormanda, dağda, bayırda yalnız bir süre geçiriyor, kiminde ilk avına çıkıyor, kiminde bir grup bilge yaşlı tarafından inzivaya alınıyor, kiminde kahramanın yolculuğuna giriş yapıyolardı. artık o süreçten ne çıkarsa çıkıyordu işte.

birkaç gün önce okulsuz/ev okulu misyonuyla yaşamlarını düzenleyen bir grup ailenin kurduğu ev okulu kooperatifi hakkında bir video izliyordum. konuşmacı kadını dinlerken neden bu yola girmenin bana doğru geldiğini kaçıncı kez bilmiyorum ama düşünmeye daldım. belki sonu gelmeyen matematik derslerinin hıncı. belki her gün saat altıdan akşam altıya kadar şehrin bir ucunda olmanın yorgunluğu. çoğu zaman ise bedensel ritmimin ve ruh esenliğimin hiçe sayıldığı bir ortamda kendimi unutmuş olmanın verdiği üzüntü.

dünyaya açılmadan önce yani ergenlik dediğimiz süreçte kendimiz olduğumuz ama modern dünyayı üstümüze giymemizle bu asıl “bizi” unutup silip attığımız bir dünyada yaşıyoruz diye düşünüyorum. eğer böyle yapmazsak ucube, deli diye sıfatları üstümüze almak kaçınılmaz oluyor. kendi gençliğime bakıyorum. olmam gereken, dönüşmem gereken kişi o kadar barizmiş ki. oysa onu toplum, okul, aile, sokak, ülke, dünya, sistem ve akla hayale gelebilecek her tür oluşum kısıtlayıp çöpe attırmış. olmam gereken oldurulması gerekene dönüşmüş. sonrası da kayıp, unutuş ve başka bir isim, başka bir ten ve başka gözlerle binlerce sıfattan oluşan giysileri giyip ama aslında çırılçıplak olarak dünyada yer bulmaya çalışmak olmuş. lisede yaşanan kayıp artarak devam etmişti benim için. arkeoloji okurken yaşadığım o korkunç yalnızlığı ve boşluğu hala unutamıyorum. çocukluğumdan beri istediğim şeyi okumaya başlayıp dipsiz bir kuyuda gibi hissetmem…hepsi o öz benliğin, katmanlarını atamamasından kaynaklanıyormuş. kadim bilgeliğin peşine düşmem gerekirken okulun kuralları, sistemin acımasızlığı, başarı ve hedef odaklı yaşamanın zorlukları ve duygusal paylaşıma kapalı bir insanlığın ortasında kalakalmıştım. ondandır midas’ın mezarında “ama bir insanın mezarının böyle sergilenmesi doğru mu?” diye ağlamam. ondandır likya mezarlarında yıllarca dünya yüzü görmemiş duvar resimlerine özel izinle baktığımızda resimdeki insanların bana seslenmesi ama anlayamamam. kimsiniz siz diye sordum. ruhlarıyla seslendiler. ama ruh değil sadece madde odaklıydı öğrendiklerimiz. ondandır heykelciklerde, kaplarda ve kemiklerde zamanla yitecek olan dişinin özünü, savaş hikayelerinde, yanmış, yıkılmış ev kalıntılarında ise yitip giden erilin sözünü keşfetmişken bundan haberim bile olmaması. ondandır kazıda bulunduğumuz coğrafyanın, tertemiz sabah havasının ve toprağın tadının sihrini kimseyle paylaşamamam. “ne oluyor?” bana diye onlarca kez sormuş ve cevap bulamamıştım. sonrası ise büyük küsüş.

ölümler, defterleri silmeler ve geçmişi dönüştürmelerle ve kalbi kat kat açmakla geçen süreçler sağolsun ki ben kendime seneler sonra kavuştum. uzun zamandır da bu yeni beni, yani asıl, öz, eski, kadim beni sevip, öpüp kokluyorum.

bu konuda başka yazacaklarım da var. içim genişliyor. yazmaya geri dönüşle dünyam açılıyor.


56 görüntüleme

Kırk Kilit hizmetleri hakkında detaylı bilgi için / For detailed information about Kırk Kilit services:

kirkkilitdoula@gmail.com

Facebook: Kırk Kilit

Instagram: @kirkkilit